14 Temmuz 2010 Çarşamba

Osman AYANOĞLU


Mersin'de uluslararası bakliyat komisyonculuğu yapıyordum.

İthalatçı ile ihracatçıyı buluşturup anlaştırıyor, yükleme sonrasında akreditife uygun banka evraklarını düzenleyip işlemlerin pürüzsüz devamını sağlıyordum. Birincil görevim; bana inanan ithalatçıların istedikleri kalite ve miktarda mallarını almalarını sağlamaktı. Bu nedenle çoğu akreditifte ismim geçer, malların tam ve evsafa uygun yüklendiğine ilişkin bir belge düzenlemem istenirdi.

Aracılık hizmeti, iki ucu keskin olan bir bıçak gibidir. İki tarafı da memnun etmek her zaman mümkün olmaz. Aracılık ettiğimiz bazı firmaların komisyonlarımıza karşılık verdikleri çeklerin karşılıksız çıktığı, onların tahsilatıyla uğraşmanın sıkıntı yarattığı durumlar da oluyordu. Bu nedenle kendimize göre bir kara listemiz de oluşmuştu.

1991 yılının Eylül'ündeydik. Satışına aracılık ettiğimiz 1500 ton mercimeği Karaçi limanına yüklemek için gemi arıyorduk. Temasta olduğumuz acentelerle navlun pazarlığındaydık. Akreditiflerin yükleme sürelerinin de sonuna yaklaşıyorduk. O nedenle bir an evvel bir gemi bulup yüklemeye başlamak zorundaydık.

Bu müzakereler sırasında acentelerden birisi; ÇELİK-1 isimli geminin bir iki gün içinde Mersin limanında hazır olabileceğini bildirdi. Ton başı 42 Dolar navlunla anlaşma imzalayıp gemiyi beklemeye başladık.

ÇELİK-1 isimli gemi, verilen söze uygun olarak Mersin limanına geliş bildirdi. Gemi, ertesi gün limana alınıp yüklenmeye başlandı.

Bu tür işlerin önemli bir adımı da gemi kaptanı ile kurulan diyalogtur. Yükleme başlayınca geminin kaptanını kamarasında ziyaret edip yemeğe davet ettim. Hafızam beni yanıltmıyorsa Zeki ya da Zekeriya isimli yaşlı bir kaptandı. Kamarasında ikram ettiği içkilerimiz bitince Gözne'ye yemeğe gittik.

İçkili yemek, insanların turnusoludur. Kiminin çenesi düşer, ne var ne yok anlatır... Kimisi sızar, derin bir sessizliğe bürünür.. Kimisi de küfelik olacak kadar içip taşınması zor bir çuval haline gelir.

Allahtan bu kaptan, içmeyi bilen hoşsohbet biriydi. Uzun uzadıya ordan burdan konuştuk.
Ertesi gün kamarasında ziyarete gittiğimizde kaptan, gemi armatörünün Mersin'e geleceğini, bizi ziyaret etmek istediğini söyledi. Armatörün kim olduğunu sorduk; Osman Ayanoğlu'ymuş...

Ticari hayatım boyunca onlarca gemi yüklemiş, kaptanla arkadaş olmuş ama hiç armatörleriyle tanışmamıştım. İlk kez bir armatör tanıyacaktım.

Öğleden sonra gemide Osman Ayanoğlu ile buluştuk. Kısa bir sohbetten sonra kendisini de alıp yazıhanemize gittik.

Osman Ayanoğlu, sürekli olarak cep telefonuyla konuşup talimatlar veriyordu. Sözlerinden bir şoförle konuştuğunu anlıyorduk. Konuştuğu kişiye yükünü nereye indirmesi gerektiğini asabi bir tonda söylüyordu.

Nihayet telefon konuşmaları kesildi. Biraz soluklanıp bizleri süzdü. İki kişiydik. Söze hiç beklemedğimiz bir yerden girdi.

- '' Bu gemi Karaçi'ye gitmez '' dedi...

Şaşkınlık içinde ''NEDEN ?'' diye sorduk...

-'' Siz bu geminin günlük masrafının ne olduğunu biiyor musunuz ?Eğer iyi bir dönüş yükü bulamazsam bu navlunla bu gemi Karaçi'ye gidemez... Ben de yolda bu malı satarım '' dedi.

Bu söz karşısında afallamıştık. Arkadaşım Suavi N. ile göz göze geldik.

-'' Bunu yapamazsınız, navlun kurtarmıyorsa gitmeyin o zaman, yüklemeyi durduralım'' dedim..

-'' Olmaz '' dedi.

-'' Bunu neden bize söylüyorsunuz ?'' diye sorduk. Cevabı bayağı mantıklıydı:

-'' Ben mercimekten anlamam.. Kim alır bilmem... Kaça satılır bilmem.. Siz satmama yardım edin ben de malı satıp sizi de göreyim '' dedi..

Şok haldeydik. Osman Ayanoğlu devam etti:

-'' Bakın, deminden beri İstanbul'daki gemimden indirdiğim pirinci satıyorum, kamyonları yönlendiriyorum.'' dedi.

Kroke haldeki boksör durumundaydık... Karşımızda armatör değil, bir hırsız vardı..
Müşterilerimize nasıl izah edecektik bu durumu...?

İhracatçılar yüklemeyi bitirip bir an evvel paralarını almanın hesabındaydı.. Nasıl durduracaktık başlayan yüklemeyi ?

Bu adam dediğini yaparsa, asıl dolandırılan alıcılarımız olacaktı... Oysa biz, onlar sayesinde para kazanıyorduk.

Gece duramadık.. Gemiye çıkıp kaptanla bu durumu konuşmaya başladık. Kaptan alkollüydü. Bayağı uzun konuştuk ve Osman Ayanoğlu'nun başka marifetlerini de öğrendik. Kaptan, kendisinin uzun yol kaptanı olmadığını, buna rağmen gemide bir şekilde görev verildiğini, çetrefilli işlerde göreve çıkarıldığını anlattı.

Anladık ki bu kaptan, ince işlerin adamıydı. Yükleme devam ediyordu. Biz ise büyük bir endişe içindeydik. Artık gözümüze uyku girmez olmuştu...

Durum değerlendirmemize göre; hangi adımı atarsak atalım büyük bir risk altındaydık. Bu adam kendisine bu kadar güvenmese, yapacağı hırsızlığı bize açıklamazdı...
Atacağımız adımların sonuçlarını düşünemez olmuştuk.

Osman Ayanoğlu bizden haber bekliyordu. Ertesi gün gemiye çıktık.

-'' Kusura bakmayın Osman bey, biz bu işte yokuz.'' dedim. Bu tür kişilerle iş yapmak, ayıyla yatağa girmek gibidir. Zararlı çıkan hep siz olursunuz.

-'' Biz aramızdaki kontrata göre malları yükleyeceğiz... Onları götürüp götürmemek, satıp satmamak size kalmış.. Biz malı yükleyip belgelerimizi aldıktan sonra olacakları artık HUKUK çözer... '' dedim..

Osman Ayanoğlu
hiç şaşırmadı...

-'' Siz bilirsiniz, ben de bu pastayı yiyecek başka birini bulurum'' dedi. Bunları söylerken çok pişkindi... Yüzünde ne bir kızarma, ne de utangaç bir ifade hiç görmemiştim.

Ayrıldık..

Yüklememiz bitti. Konşimentoları aldık. Evrakları daha da titiz bir çalışmayla tamamlayıp bankaya verdik. Elimiz yüreğimizde günlerce olayın nasıl patlak vereceğini, kötü haberin nasıl ulaşacağını merakla beklemeye başladık.

Ama böyle bir haber hiç gelmedi...

Otuz gün kadar sonra geminin Karaçi'ye vardığını alıcılarımızdan öğrendik. Korktuğumuz olmamıştı. Derin bir nefes aldık..

Hırsızlıkta inat eden armatör, neden karar değiştirmişti ?

Uzunca bir zaman sonra kaptanı aradım. Aramızda bayağı bir hukuk oluşmuştu. Kısaca neden karar değiştirdiklerini sordum. Karaçi'den iyi bir dönüş yükü bulduklarını, o nedenle Karaçi'ye gitmek durumunda kaldıklarını anlattı.

31 Aralık 1991 yılbaşı gecesini TV karşısında geçirirken verilen bir haberi hiç şaşırmadan dinledim. Habere göre Osman Ayanoğlu; yılbaşı eğlencesi için gittiği Çakıl gazinosunda öldürülmüştü.

Bu ölüm olayından sonra basına yansıyan Kısmetim-1 ve Lucky-S isimli gemilerdeki eroin trafiği, birden anlam kazandı bende...

Kaptanın cazip bir dönüş yükü dediği, uyuşturucuymuş meğer...

Bizim mercimekler satılmaktan, alıcılar dolandırılmaktan uyuşturucu sayesinde kurtulmuşlardı.

Ama hırsızlığı meslek edinen testi, su yolunda kırılmıştı.

Hiç yorum yok: